Sidebar

20
Cts, Tem

Ozgur basinDeniz Fırat, Maxmûr Kampı’nda IŞİD saldırılarını haber yaparken vurularak yaşamını yitirdiğinde tarih 8 Ağustos’tu, 5 Ekim günü Suphi Nejat, IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybetti.

Nejat aynı zamanda bir çevirmendi. 14 Ekim günü Azadiya Welat gazetesi dağıtıcısı Kadir Bağdu Hizbu-Kontra tarafından kurşunlanarak yaşamını yitirdi. Bağdu’nun katlediliş biçimi ve dağıtım yaptığı motosikletin fotoğrafı birçok kesimde faili meçhullerin, kayıpların, katliamların yaşandığı 90’lı yılları hatırlattı... 19 Ekim’de Press Tv muhabiri Selena Shim, Suruç’a giderken şaibeli bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı.

Deniz vurulduğunda da dediğimiz gibi, halk, gerçeklerin peşinde koşanları, yalanlara karşı duranları unutmayacak. Dört kardeşimiz gibi nice basın emekçisi daha Rojava’da, Filistin’de gerçeklerin peşinde koşarken katledildi, nice basın emekçisi kardeşimiz de hala ölümle burun buruna gerçeklerin peşinde koşmaya devam ediyor. Sadece ölümler değil basın emekçilerine yönelik saldırılar. Kobanê eylemleri başladıktan sonra AKP iktidarı halkın gerçekleri öğrenmesini engellemek için her türlü baskıyı yaptı. Kırkın üzerinde kişinin hayatını kaybettiği eylemlere yönelik saldırılarda, olayları görüntülemek isteyen birçok gazeteci gözaltına alındı, polis veya asker tarafından hedef gözetilerek saldırılara maruz kaldı. Ancak, özgür basın her seferinde bu baskı ve saldırıların yarattığı sansür ortamını ustaca delerek halka gerçekleri ulaştırmayı başardı.

Kürt illerinde AKP’nin ve bölgede AKP’yle ilişkili suç şebekelerinin basına yönelik saldırıları son aylarda ölümler, yaralanmalar şeklinde yaşanırken Batı’da bu saldırı değişik boyutlarda yaşanmaya devam ediyor. Bunların başında dezenformasyon ve yalan haberler geliyor. Bir televizyon kanalı insanlar öldürülürken olayların “Atatürk büstleri kırıldı” kısmına ağırlık verirken bir başka televizyon kanalı ise “Marketler yağmalandı” kısmını öne çıkarıyor. “Tarafsızlık” adı altında yalan haberler yapılıyor. Bunun temel nedenlerinden biri AKP’nin anaakım medyayı, geçmiş iktidarlardan bile daha güçlü biçimde, neredeyse tamamen kontrol altına alması. Bunun neticesinde birçok basın emekçisi, gördüğü bir olayı aynen aktaramıyor. AKP’nin görüşlerine uygun olmayan haberler ya yayından kaldırtılıyor ya da hiç yayımlanamıyor. Bu düzeneğe karşı çıkan basın emekçisine kapı gösteriliyor. Birçok basın emekçileri işten atılmamak için otosansür yapmak zorunda kalıyor. Bu esas olarak halkın haber alma özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır. Tabii basın alanında sadece gazeteciler bulunmuyor. Mizampajcıdan editörüne, çevirmeninden matbaacısına her kesim AKP’nin hayata geçirdiği çalıştığı çalışma rejiminin baskıcı yönünden nasibini alıyor. Tüm bu saldırı ve baskılara karşı basın emekçilerinin örgütlenmesinden başka bir yol bulunmuyor. Bunun için öncelikle gazetecilerin de freelance çalışanların da matbaacıların da benzer sonuçları doğuran baskılarla karşılaştıklarının farkına varmamız gerekiyor. Nasıl ki, Gezi’de sokağa çıkıp otobüslerden barikat kuran Çapulcuların karşısına aldığı AKP ile Kobanê eylemlerinde kurşunlanan halkın karşısına aldığı AKP aynı ise, gazetecilerin maruz kaldığı saldırılarla matbaacıların sorunları da bir biriyle benzer. Örneğin, büyük medya kuruluşlarında çalışan birçok emekçi maaşlarının bir kısmını elden alırken birçok matbaa çalışanı da benzer hak gasplarına maruz kalıyor. Birçok gazeteci kimi zaman ölümle burun buruna çalışmak zorunda kalırken birçok matbaa emekçisi de zehirli kimyasalları günlerce solumak, herhangi bir güvenlik önlemi olmayan eski tip makinelerde her an kolunu kaptırabilecek koşullarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Basın emekçileri üzerindeki baskının bu işkolundaki tüm emekçilere farklı biçimlerde sirayet etmesi, örgütlenmenin niteliği hakkında da ipuçları veriyor. Tüm baskılara rağmen yalana karşı gerçekleri savunan basın emekçileri yok olmayacağı gibi, hak gasplarına karşı direnen matbaacılar da yayınevi emekçileri de susmayacak. Ayrı alanlar olmasına rağmen böylesi bir birlikteliğin nasıl olacağının yanıtı da mücadele alanlarında. Yöneticisi olduğum DİSK Basın-İş’in 1-2 Kasım tarihlerinde gerçekleştireceği 69. Olağan Genel Kurulu’nu bu örgütlenme için naçizane bir adım olarak görüyorum.

Alp Tekin Babaç (Özgür Gündem)