Bugün, 24 Temmuz 2026.

Türkiye Basın Tarihinde sansürün kaldırılışının 118. yıldönümü, bu tarihi kazanımı kutlamıyor, bugün içinde bulunduğumuz karanlık tabloyu bir kez daha haykırıyoruz. 24 Temmuz 1908’de, II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte sansür kaldırılmış ve gazeteler özgürce yayımlanmaya başlamıştı. O gün, “hürriyetin” ilanı coşkuyla karşılanmıştı. 118 yıl sonra ise, bu tarihi anma gününü, özgürlükten uzak, sansürün ve baskının her geçen gün arttığı bir ülkede geçiriyoruz.

Bugün gelinen noktada, basın özgürlüğü adına söylenecek söz, o günün aksine, tam bir isyandır. Ne yazık ki 2026 yılında, gazeteciler “hürriyet” kelimesini değil, “tutuklama” ve “sansür” kelimelerini daha sık duymaktadır.

Türkiye, basın özgürlüğü alanında dünyanın en geri sıralarında yer almaktadır. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayınlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 163. sıraya gerilemiştir. Bu tablo, ülkemizin, Irak ve Sudan gibi ülkelerle aynı kategoride, “çok ciddi” bir durumda olduğunu göstermektedir. 2002 yılında 100. sırada olan Türkiye’nin, son 20 yılda yaşadığı bu dramatik düşüş, iktidarın medya üzerindeki tahakkümünün açık bir göstergesidir.

Ülkemizdeki medya ortamı, tek bir merkezden yönetilen bir propaganda makinesine dönüşmüş durumdadır. Ulusal medya organlarının yaklaşık %90’ı doğrudan veya dolaylı olarak hükümetin kontrolü altındadır. Kamu yayıncısı TRT ve Anadolu Ajansı, iktidarın sözcülüğünü yapmakta, muhalif sesler ise sistematik olarak susturulmaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu (BİK) gibi kurumlar, tarafsızlıklarını yitirerek, iktidara yakın medyayı ödüllendiren, muhalif medyayı ise ağır para cezaları ve ilan kesintileriyle boğan birer baskı aracı haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin “reklam kesintisi” cezalarının ihlal olduğuna dair kararları dahi, BİK tarafından hiçe sayılmaktadır.

Basın özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri, gazetecilere yönelik yargı tacizidir. “Dezenformasyonla mücadele” adı altında çıkarılan yasa (TCK 217/A), muhalif gazetecileri susturmak için kullanılan en etkili silahlardan biri olmuştur. Bu yasa kapsamında son aylarda onlarca gazeteci hakkında soruşturma açılmış, birçoğu tutuklanmıştır. Bugün, yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle 27 gazeteci ve medya çalışanı tutuklu yargılanmakta veya cezaevinde bulunmaktadır. Bu sayı, ülkemizi gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanelerinden biri haline getirmiştir.

Başta “Cumhurbaşkanına hakaret” (TCK 299) olmak üzere, “terör örgütü propagandası” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gibi vahim ve muğlak suçlamalar, gazetecilerin mesleklerini yapmalarını neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Haber takibi sırasında gözaltına alınan, darp edilen ve sınır dışı edilen gazetecilerin sayısı her geçen gün artmaktadır.

Basın özgürlüğüne yönelik saldırılar, geleneksel medyanın yanı sıra dijital alanda da hız kesmeden devam etmektedir. Mahkeme ve idari kararlarla sosyal medya platformlarına ve haberlere erişim keyfi bir şekilde engellenmekte, İnternet yavaşlatması gibi yöntemlerle bilgi akışı kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. ETHA, Mezopotamya Ajansı gibi haber sitelerine erişim tamamen kapatılmakta, bu sansürü raporlayan İfade Özgürlüğü Derneği’nin web sitesine dahi erişim engeli getirilmektedir.
24 Temmuz 1908’de sansürün kaldırılması, basın tarihimizde bir dönüm noktasıdır. Ancak bugün, o günün ruhuna sadık kalarak, yaşanan bu vahim tabloyu tüm kamuoyuyla paylaşmak ve sesimizi yükseltmek zorundayız. DİSK Basın-İş olarak, basın özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılması için mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Demokrasinin olmazsa olmazı basın özgürlüğüdür. Türkiye’de basın özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmadığı sürece demokrasiden söz edilemez. Daha fazla gazetecinin hapse atılmasına, haberlerin sansürlenmesine ve halkın gerçeklerden koparılmasına izin vermeyeceğiz.

Hükümeti ve ilgili tüm mercileri göreve davet ediyoruz:

Tüm tutsak gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını ve haklarındaki siyasi davaların düşürülmesini, “Dezenformasyon” yasası ve “Cumhurbaşkanına hakaret” gibi ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasaların derhal yürürlükten kaldırılmasını, RTÜK ve BİK gibi kurumların tarafsızlığının sağlanması ve medya üzerindeki ekonomik baskıların sona erdirilmesi için gerekli adımların atılmasını, İnternet sansürüne ve keyfi erişim engellerine son verilmesini talep ediyoruz.

Unutulmamalıdır ki; özgür bir basın olmadan özgür bir toplum olmaz. 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’nde, Türkiye’nin bir an önce bu karanlık tablodan kurtulacağına olan inancımızı koruyor, bu uğurda mücadeleye devam edeceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz.

DİSK BASIN-İŞ SENDİKASI
24 TEMMUZ 2026